Bugun...


Mustafa DEMİR


Facebookta Paylaş









SORUN ?.. SORUMLU KİM ?..
Tarih: 26-12-2016 11:34:00 Güncelleme: 26-12-2016 11:34:00


SORUN ?... SORUMLU KİM?

Sorun varsa, sorumlusu vardır ve bu sorumlu da görevini yapmamış demektir.

Toplumda hastalık varsa, çareden uzaklaştıran umutsuzluk ile belirsizlik de sürüyorsa; yetkiyi kullananlar, sorumluluğu üstlenmeme hukukunu da icat etmişler demektir. Yapan belli, yaptıran belli ama sorun hep ‘fail’ siz nedense!? ‘Vay anam vay’ denir bu işe! Bu cingözlüğe helâl olsun denmez, ama bu kazığı atanların piyonu olduğunu anlamamışa “yazıklar olsun” denebilir! ‘Daha beter ol’ demeye de dil varmaz!

Ülkemizde siyaset adına yapılanın doğru veya yanlışlığı, değerlendirmelerle belirlenir. Ama hayır! Bizde gidenin geleni arattığı bir cambazlık sergilenir. Değerler kayıplara karışır, ölçüler; ‘hak getire’ olur. Çünkü doğru ve yanlışın terazisi bozulmuştur!

Meşru ihtiyaçlar, karşılığını bulmamış ve doğrular sükût etmiştir. Günümüzdeki hal tam da böyle!

Peki, bu ne demektir? Devletimiz iyi yönetilmiyor demektir! Siyasetin ahlâkı, hukuku, kalitesi zayi olmuş demektir! Aldatılıyoruz demektir!

Ülkemizle ilgili eksik ve yanlışları anlaşılır kılmak hiç de zor değildir. En başta Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi (GBOP) ve vahşi kapitalizme feda edilmiş kalelerimizde icra edilen cambazlıkla gelir!

İsterseniz söyleyeceklerimizin doğruluğu için bilinenleri yineleyelim ve bazı sorular soralım:

 

SORUDAN SORUNU VE SORUMLUYU BULMAYA YOL VAR MI?..

İnsanlarımız mağdurdur, ülkede güvenlik bir numaralı sorundur. Her gün onlarca insanın kanı akmaktadır. Anarşi, terör had safhadadır! Can-mal emniyeti kalmamıştır, umutsuzluk zirve yapmıştır. Yargılamalar keyfidir ve yargısız linçlere dönüşmüştür. Yerini bulmamış adalet, keyfi zorbalıkları doğurmuştur. Nüfusun %84 ü, adalet dağıtan kurumlardan memnun değildir. Adeta Aliye başka, Veliye başka bir hukuk vardır. Demokratik haklar kullanılamaz durumdadır. İfade ve basın özgürlüğü yok mesabesindedir! Vatandaşın ekseriyeti perişandır, umutsuzdur, çaresizdir. 15 milyon kişi ianeyle, 25 milyon insanımız da açlık sınırının altıdaki gelirlerle geçiniyor durumdadır. Alım gücümüzün düşmüş, “orta direk” tarih olmuştur.

Üretici, esnaf, müteşebbis; iyi korunduğu, çok kazandığı için mi iflas etmektedir? Eğitim ve öğretim gerçekten, milletin istikbali için güven veren insanı mı yetiştiriyor, yoksa neslimizin tahribatını mı hızlandırıyor? Ordumuzun, güvenlik güçlerimizin tahribi; iyi yönetimin eseri midir? Gelir dağılımındaki uçurum, doğru yönetim olduğu için mi vardır? Şehirlerimiz ve arsalarının devlet imkânlarıyla beraber talanı, doğru yönetimin eseri olabilir mi? Bütün kan-gözyaşı-fakirliği bitirecek sihirli değneğininBaşkanlık Sistemiolacağı yalanı kabulünüz müdür?

Ayıptır yahu, ayıp! Çalışmayan, çalıştırılmayan, rafa kaldırılmış Parlamenter Sistemi mahpus kılan anlayış, Başkanlık Sistemiyle bölünmekten başka acaba hangi hukukî güvenceyi vaat edebilir?

Yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızın teminatıdır beyim! Zorlamayın, zorlamayın da zurna patlamasın!

Ey milletim, gelin sormaktan vazgeçmeyin. Sorularınız ola ki sizi sevecen (!) sorumluları tanımaya götürür.

 

EHLİYETLERİN DEĞİL AMA PARANIN İKTİDAR OLDUĞU REJİM, DEMOKRASİ OLAMAZ !..

Dürüstlük ve ehliyetle değil ama paranın gücüyle aday olup seçilmek, siyasetimizin açmazıdır. Gerçeğin bu olduğu artık anlaşılmalıdır. Seçim sonrasındaki edilen lafın ve yapılan reklamın çöpe gönderilmesi, hâlin muhasebesini yapmayı unutturuyor. Takibi olmayan bir reyle kurtuluşa davet; kurtuluşu haram kılanların yalanıdır. Gelin anlayın, gelin hâlin gerçeğine tövbe için ağlayın! Bu ‘abara-dubaralarla’ ülkedeki insanların temel meselesi, ihtiyaçlar hep yok sayıldı. Toplumsan beklentiler unutturuldu, vaat edilenlere hiç hatırlama sırası bile verilmedi! Keyfilik,  hukuksuzlukla beraber arkasızı ezdi. Seçimde söylenenler hepten unutuldu, unutturuldu. İstedikleri seçimdi, kendilerinin seçilmeleriydi, dertlere çare aramak değildi. Hep yapılan ve anlamadığımız oyun da budur!

Ülkede hukuk yoksa keyfi yönetim despotizme dönüşür. Siyaset; hukuk, ahlâk ve ihtiyaçlara cevap ekseninden ayrılır. Zorbalık, can acıtan kabalık alkışlanır. Hâlbuki devlet; millet içindi, milletin mülküydü. İdare edenlerin bineği, haz aleti değildi! İdare edenler, sadece millet emanetlerinin sorumluluğunu üstlenir. İdareciler, milletin üstünde değildir. İrade fukarasının, dolu ceplinin, evet efendimcinin, cin fikirlinin, millet hizmetinde ve siyasetinde yeri olmaz! Doğrular beslenip desteklenmezse, yalan iktidar olur. Yalanın reklamı, topluma ve kurum olarak devlete kötülüktür. Vekillikten efendiliğe uzanan bir yapı içinde milletin asaleti lafı sadece sözdedir, asılsızdır! Gerçek hayatımızda karşılığı yoktur.

Devlet; millet için işleyen beyin ve yapan eldir. Devlet; çok konuşmaz, yalan konuşmaz, boş konuşmaz! Devlet iş yapar. Devlet, içeride sağladığı huzur ve dışarıda oluşturduğu imaj kadar kuvvetlidir, devlettir. Millet ve dünya; sizin işinize, sözünüze, ülkenize, paranıza, hukukunuza ne kadar güveniyorsa, o kadar devletsiniz! Sözle karnı doyan şaşkınlarımız anlamak istemese de devlet bağıran-çağıran değil, şikâyet eden hiç değildir! Şimdinin ve geleceğin sorununu çözer, çözümünü hissettirir. Her gün bir vitrine çıkmaz. Çok iş, az sözdür devlet. Gelişmiş ülkelere bakınız; kamuoyunu bilgilendirmek için sadece sözcüler konuşur. Devlet büyükleri ise senede bir-birkaç defa konuşur. Ama konuşur!

Ciddi bir devlette, devlet adamının yerinde yaptığı konuşmalar; öz güveni, huzuru, imkânı ve çözümleri artırır. Uykudayken bizi göze kestiren yılanı takip bile devlet ve görevlilerinin işidir. Onların haykırması, narası; acizliktir, zırvadır. Ama doğru icraatların ardındaki sözleri ise; kuvvettir, barıştır, huzurdur!

Devlet; sözün değil, işin konuşulduğu bir akıl düzeninin adıdır. Devlet kapısı, halk içindir, hâk ve çözüm kapısıdır. Korku kapısı değildir! Devletin problemleri çözmesi, aklına esenle değil, hukuk dâhilinde olur. Devlet, reklamsız bir kurumdur. Çünkü abartarak veya aldatarak kâr sağlama derdinde olan bir işletme değildir. Millet hayatının yöneticisidir ve sadece eylemleriyle konuşur. İhmal edilmemiş görevleriyle, kendisini güçlü, mensuplarını mutlu kılar. Konuşma dili; İcraattır. Sabah akşam televizyon karşısında poz vermek, “her şeye maydanoz olmak”, acziyettir, hastalıklı bir hâldir, komedidir.

Devletin iktidar unsuru, gerekeni ve gereğini aksatmadan, vaktinde yapmanın görevlisidir! Sorun sebebiyle oluşan kanamaları görmeyip, mağdur edilmişin defninde, görkemli törenlerle mezarda hüzünlü poz vermek, siyasetin avlayan tesir karesidir. Bu, niyet bozukluğunun eseridir! Diriyi ağlatıp ölüye ağlama edepsizliğidir!

 

‘BENDEN DEĞİLSİN’ MUAMELESİ, ADALET DEĞİLDİR...

Güçlere, güçlülere endekslenmiş hukuk, kişilere bağlı demokrasi, zorbalıktır, sapkınlıktır. Söyledikleriyle yaptıkları biri birini tutmayan, her gün söylediğinden vazgeçip ertesi gün yalanlayan, hesap vermenin yollarını kapatan, “dediğim dedik” diyerek davranan, medyayı tekeline alıp bütün toplumun demokratik haklarını gasp eden yönetim, demokratik olamaz! Sayıştay’ı kamu harcamalarının denetiminde saf dışı eden, iktidarı saltanata dönüştürüp önüne çıkanı, kendinden olmayanı tokatlamak; kendi gölgesinden korkmuş olmanın yalnızlığından değil midir? Sözde demokrasiyle seçileceksiniz ve ‘anayasayı takmam’ cı olacaksınız! Bu pervasızlık, devlet adamı için, suç olmalıdır!

Bu garip bir durum! Devletin amir unsurları işleri yasa ve anayasaya uymadan yapacak ha, garip!

Demokratik hukuk devletinde, vatandaşın önünde korku ve keyfilik engeli konamaz! Yetkililerin hışmından korku ise hiç olmaz! Siyasetin geleceği için sindirme, korkutma, mahpus kılma, milletin yarını için hayırlı şey değildir. Seçme, seçilme, fikir beyan etme, inandıklarını söyleme, yasal olan ticari etkinliklerde bulunma hürriyeti, ‘benden değilsin’ sopasıyla cezalandırılamaz! Haklar gasp edilemez!!!

İnsanın; akıl-bilgi, can-mal emniyeti, devletin üzerindeki haklarındandır. İnanç ve tercih hürriyeti de devlet teminatını gerektirir. Bunun için ‘Lâik Sistem’; inançların, inançlıların sigortası olarak kıymet kazanır. Gerçek lâiklikte, din düşmanlığı da dinin istismarı da olmaz. Hakları doğru tarif, adaletle işleyen sağlıklı çarklara işarettir. Hukuk devleti; hakikatle görür, bilimle anlar, iradesiyle istismarcıyı engeller.

 

DİYETİNİ DEVLETE ÖDETENİN HİÇ BİR ŞEYİ AK OLAMAZ !..

Fatih’in yaptırdığı cami vesilesiyle haksız olarak, çalışan bir gayrimüslimin kolunu kestirmesi hadisesi vardır, bilirsiniz. Mağdurun şikâyetiyle Fatih yargılanır. Fatih’in kolunun kesilmesine karar verilir. Ancak mağdur cezayı ağır bulur, diyeti kabul eder. Hâkim bu diyetin de devlet kesesinden değil, Fatih’in şahsi kazancından/malından tazminine karar verir! Bu olay geçmişin adalet adına unutulmaz örneğidir. Devletin en tepesindeki kişi, vatandaş şikâyetiyle yargılanabiliyor!

Sadece gurur ve slogan için bakılan tarihin dersleri unutulur. Ders unutulunca kalıcı dertler artar.

Anlamak, doğru yaşamak içindir. Bilmişleri, şarlatanları, şov hastalarını devreden çıkarın, sorunlar gerçek büyüklükleriyle görünür. Sıra, bilenlerle çözüme el atmaya gelir. Çözümler, ayrıştıran kavgaları bitirir! Ehliyetlilerle de ülke sorunları kolayca tedavi edilir. Bugünkü hastalığımızın büyük kısmı icat edilmiştir, sanaldır. Büyük soruna ulaşmaya engel olmak için ihdas edilmiştir. Hasta olmayanların tedavi yalanıyla korsan virüslerin tuzağına kurban edilmesidir. Nezleyi kansere tevdi eden bu yapı; işgale uğratılmış bir ülkenin gizlenen derdidir! Yani tedavisi bile hastalık yapan bir sistem vardır!

Meşruiyete, hukuka, ilme ve hikmete tabi bir irade olamamanın acısıdır bunlar. Bilinmelidir ki; bir anda palazlanmış her unsur, hızla geliştirilmiş her siyasi ve sosyal topluluğa endişeyle, şüpheyle bakılmalıdır. Hormonlu olma ihtimali yüksektir ve genleri arızalıdır. Bunlar millete hizmet etmez, edemez, ettirmezler! Sadece diyet borçlu olduklarına hizmet eder, Bunun için günümüzde aleyhimize işleyen ihanetin işaret edilecek bir tek adı veya bir tek adresi yoktur! Milletine düşman saflarda ve başka hedefler için, boyalı zeminlere kaymışlar ibretlik vakalardır. İhanetin, kölelikle sürdürme kopukluğuna tek engel, ciddi bir millî duruştur. Kalaylı kaplardaki zehirli balı anlamamak gafleti varlığımızın önündeki risklerdendir. Yıkanların değil, maşaların değil, gerçek din-devlet-bayrak ve vatanseverlerin yanında kalmak; sıhhatli bir düşünceyi ve bunun politik derinliğini gerektirir. Yoksa kullanılırsınız, ayağınız kayar ve savrulursunuz. Varlığınıza kast eden hasım yapıları yani dünyadaki mücadelenin millet (insanlık) aleyhinde olanını gerçeğiyle bilmezseniz düşmanın ideolojik ağlarına düşersiniz. Tartan bir akıl, millî birikimle şekillenmiş şahsiyet olmak elzemdir. Demek ki; millet davası idealiyle öğrenmek, tahkik etmek, olgunluğa ermek ve en son: ‘ben de varım’ demek, gerekli!...

Düşmanının hedef ve plânlarını, kendi gelişmenizin bilimsel temellerini bilmeden yapılan her şey boştur, kendinizi tahriptir, umutsuzluktur, hezeyanıdır, yorgunluktur! Faaliyetinizin kime yaradığını veya kimlere zarar verdiğini tartacak akıl, bilgi, millî organizasyonun rehberliği gerekli. Yoksa pusulasız yolculuğunuz, vicdanınızı sıkıştırıp örseler. Sürüklediğiniz hamasi haller, kahır ve bozgun doğurur! Bu nedenle, sevenini bilmeyen toplum, aklı-vicdanı kirletilen bir toplum; talimli-tayinli siyasetin işportacılarının tuzaklarına düşer! Sonra kırılır, dökülür, umutlar kaybolur ve doğrular da vatan da sorgulanır hale gelir!

 

SİYASETİN AKARI KİRLİYSE, NETİCESİ DE ZULÜMDÜR !..

İmkânları denetim dışı tutulan siyasetin, devlet gücünü de denetimsiz (hukuksuz) kullanmak istemesi, acıları artıran şaşkınlığa sürükler. Eziyet veren yaşanmışlıklar, korsan ve hukuksuz bir tabiplik iddiasından arta kalanlardır, sizi posa haline getiren! Siyaset ekonomisi ve kaynakları, siyaseti finanse edelerin zapt edilmez denetimsiz iradesi; siyasetin millet iradesine dayanır olmasını engelliyor.

İlkeleri; ‘talansız ve yalansız’ siyaset olanlar, bu kirli gıdayla beslenen ve göz kamaştıran semtin uzağında kalır, görünmezler. Hükmeden yapı, bilinip gerçek milli olan hareketin oluşmasına ve desteklenmesine izin vermez. Yollar ve yolları kesiktir. Haram paraya, aldatıcı yalan söze itibar etmeyenler; sadece Allah’ın yardımına ve Türk Milleti’nin bir gün mutlaka uyanacak aklıselimine güveniyor, onu bekliyor. Ve harabe haldeki, ama aşılmaması gereken millet mevzilerinde sabırla bekliyor, direniyor. Sizi bekliyor, sizin için bekliyor!

Kitabı doğru okuyan Akif, Sakarya’daki imanın askerine ve komutanına güvenerek ‘Ankara’yı boşaltmayın, kazanan olacağız’ diyordu! Nereden mi biliyordu? Kitaptan! Kitabın gereğini yaşayanlar; doğru okumuşlardı, anladıklarının ferasetiyle biliyordu. Onlar kazanacakları bildi, önünde ve yanında oldu!

Vatanımıza tecavüz eden bu adi kuşatma kalkmadı, devam ediyor. Biz unuttuk onların kötü niyetini, biz Sevr’i yırttığımızı zannettik. Ve biz uyuştuk, idare ettiğini sanan birileri de bizi uyuttu! Gelinen durum yine ihanetlerin birleşmiş kuşatmasıdır! Cephedeki ‘Allah haykırışları’, M. Kemal’in; ‘Ya istiklal, Ya ölüm!’ iradesi ve kararı, kurtuluşa ferman, millete derman oldu! Akif’in sesi de ilavesiyle kulağımızda: ‘Dağılmayın, kazanacağız!’

 Ben de derim ki; ‘evet, bu millet kazanacak!’ Davasını zayi etmediği sürece en sonunda Türk Milleti kazanacak, insanlık kazanacak! Bakalım siz de en son kazananın milletimiz olacağını biliyor ve yanında olmaya hazırlanıyor musunuz? Şimdiden gerçek davanı ortaya çıkaracak siyasi mücadeleyle kendini temsil için hazırlan! ‘Bildim, doğrudur söylenenler’ diyorsan, zalime hep ‘DUR’ demiş milletimizin yanında olma vaktin gelmiştir! Siparişle, efendiyle kurtulmayı ret dönemi başlamış demektir. Unutulmazdır; “Bir milleti sadece ve sadece o kendi azmi, kendi kararı, kendi mücadelesi kurtarır!”

İşte gün, uyanma ve o toparlanma günüdür! Aldatanların, ağlatanların ve ağlayan acizlerin şaşkın ve gafil ama kardeş bildiğimiz partilerimizin yanında olma günü değildir! Maalesef! ‘Bugün’, kendi yanını bulma günüdür! Bir parti iktidarı değil, bir millet iktidarıdır talebimiz. Millî bir parti milli iktidar içindir! Egemenliği kayıtsız şartsız millete tahsis etmedir gereken. Güce teslimiyet değil, milleti güçlü kılma gelişmesini sağlamaktır! Mesele budur! O milli hareket veya parti, milleti davasıyla kucaklayan olacaktır. O parti partizan olmayacak, akıllarla beslenmeye açık bir Rönesans hareketi olacaktır. O partiye partinin kalıpları dardır!

Büyük Türk Medeniyetinin engin zenginliğinde buluşma mutlaka olacaktır! Böylece kendimize yeniden gelişimiz sağlanacaktır! İnanın ve hedefi bu olanları tanıyın!

Bu güne kavuşmanın sorumluluğunu teşekkül ettirmeyenler, yetkilerini milleti için kullanmayanlar: İhanet ederler veya ihanete destek olurlar! Güçten korkup sorumluyu görmezden gelmek de aynı vebaldir! Seni yoklukla, evlat acısıyla ağlatan bu beceriksiz iktidarı da muhalefetini de sil, çaresizlere kat artık!

Yarının aydınlık olsun! Ve sadece seninle olacaklar aydınlıktır!

Yazımızı bir fıkrayla noktalayalım istiyorum. Neyzen Tevfik çok içmiş, sarhoş olarak bir yollara girmiş, gidiyormuş. Ama bir türlü de evinin yolunu bulamıyormuş. Sokakta karşılaştığı adamlara sormuş.

-Siz, Neyzen Tevfik’in evini biliyor musunuz?

Adamlar da Neyzen’i tanıyanlardanmış. Demişler ki;

-Üstat, siz Neyzen Tevfik değil misiniz? Neyzen Tevfik de;

-Ben size onun kendisini sormuyorum, evini soruyorum demiş.

Şimdikiler de öncekilerle beraber belli ki o kadar iktidar sarhoşu olmuşlar ki, hem kendi hanelerinin, hem de ülke çıkarlarının yolunu kaybetmişler. Belli ki, ne gidecek, ne de duracak yeri bilmiyorlar!



Bu yazı 653 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • haber resimleri
    haber resimleri
  • Ceyhan Resimleri
    Ceyhan Resimleri
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. haber resimleri
  2. Ceyhan Resimleri
  3. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • ASKİ
    ASKİ
  • 15 TEMMUZ
    15 TEMMUZ
  • HABER VİDEOLARI
    HABER VİDEOLARI
  1. ASKİ
  2. 15 TEMMUZ
  3. HABER VİDEOLARI
VİDEO GALERİ
YUKARI