Bugun...


Mustafa DEMİR


Facebookta Paylaş









FERASETİN İFLASI, FELAKET TACİRLERİNİ AZDIRIR
Tarih: 22-10-2016 23:19:00 Güncelleme: 22-10-2016 23:19:00


FERASETİN İFLASI,

FELAKET TACİRLERİNİ AZDIRIR

Merhum Cemil Meriç, Mağaradakiler kitabının başında ne demişti?

“Hey ne sırıtıyorsun? Anlattığım senin hikâyen!” Bu sesleniş bugün için insanlığın adeta bütün hayat ve kaynaklarına hükmeden batılıya idi. Ama inanın, ben de utancın katmerli balçığında ibadet zannıyla debelenirken, suratıma inen bir tokat gibi hissettim bu asil sözü. Üstüme aldım, alınmadım. Payıma düşen çok şey var içinde… Çünkü sırıtan olmasak da ağlayanız biz.

Mert ve yiğitten bir tokattı atılan. Suratımda ve yüreğimde ağrısını hep hissederim. “Ağlama be adam, ayağa kalk! Zulmün keyfiyle semirenlerin yaptıklarına mani ol” diye anlıyorum.

“Kendini uyandır, aklını lütuftan ihsana tırmandır” der gibiydi hikâye!

Heyhat, ben yaşlandım amma sanki yaşamadım! Anlamlı bir varlık kılamadım kendimi. “Öldürmeyeceksin” ama vakti gelince de “Öleceksin” diyen hakikati çok çiğnedim. Bunun için ne kavgam, ne sükûnetim, ne de barışım adam gibi olmadı!

Necis işler ve beldeler benim eserimken, beton putlarımdan emân dilerken kendisi olmuşları hiç duymadım. Tüketerek büyümeyi (haşa) iman şartı haline getirmiş kapitalist bir düzeni kabûlün sadık bir mensubu olarak hep teslimiyet gösterdim.

 

KENDİMİZ OLMAK

‘Kendin Ol’ demedim, ‘Bana gel’ dedim herkese. Palazlanmış halimin sarhoşluğuyla, kurtuluşa, gelişmeye yönelik hiçbir yolu göstermedim. Seçenlerimi kuyruk olmaya mahkûm kıldım. “Kurtuluş yolu budur, ben de esaretin yolcusuyum” demedim. ‘Kurtaran benim’ dedim. İlâhlık taslarcasına ben kurtuldum ki kurtarıcıyım!’ dedim. Sapmış benzerlerimle, azgınlıkları kahramanlık halinde sundum. Akıl yollarını kapattım, nakil yollarını bulandırdım. Bunun içindir ki, uyuşturucusuna bağlanarak tapınan bir serkeş gibi asırlık mirasa eklemeler yaparak sürünürüm. ‘Manevî kılıklı şirklerimle’ kendimi en yüksek makamda sandım, hâlâ da sanmaktayım!

***************

Niye “bir şey ve kendin olmuyorsun?” gibi sorularla uğraşayım ki, dedim!

***************.

Batı çiğner, doğu ise çiğnenir! Bense hem çiğnenirim, hem de debelenirim. Ardından halkımı sükunet için çiğnerim. Hakikatten ve hakikatin gerçek dünyasından, ilimden kopukluğun şirkini, çirkinliğini yaşatırım. İlmin ışığından sakınarak, batıl bir iman ve küflü ibadetlerle gerçek halimi örtmeye, gizlemeye çalıştım. Her tekrarım budur!

Anlamama yeminiyle bunun için taşlaştım. Bundandır telaşım, eldir sırdaşım!

***************

Akıl; doymuş akılsa hem geçmişi, hem de geleceği iyi görür, anlar ve öngörür. Aklın bilgisi, imanın tevhidiyle insan dolambaçları bile görebilir. Aklın gözü keskinse, dağın ardına bile nazar etmek yeter. Buna feraset denir, yakını zayi etmeden uzağa görsel erişim denir. Göz görülesi hakikati görmeyince, aklın nasibi karanlık olur!

Böylece feraset iflas eder, felaketin tacirleri kârlı görünür bize! Esiri oluruz cehaletin.

 

GÜCÜN ÖRTTÜĞÜ SUÇA ORTAK OLMADAN…

Doğuyu, batıyı ve dünyayı bir bütün halinde anlamış bir kafa, mesulü olduğu nimeti güzel sunabilir. O zaman ne kendi acımız, ne de insanlığın acısı bu kanlı kerteye gelmezdi. Gücün örttüğü suç; var olacaklara ve sahih insan olması gerekenlere bunun için bugün korku veriyor. İlâhî korkuyu ve çabayı kendine rehber edinip ‘fikriyle direnişte bulunanlar’ acaba ne zaman kendi milleti ve insanlık tarafından görülüp, anlaşılacak? Yaralar birlik içinde ne zaman tedavi edilecek? Millî potansiyeli tek bir güç haline kim getirecek?

Dert bizimse, dermanı da bizden olmalı. Fermanı da bize has olmalı. Siparişle kurtuluşun olmayacağı, kölelik getireceği tarihi bir hakikattir.

Öyleyse arınalım, silkinelim ve insan olmanın hakikatiyle buluşalım. İnsan kalmak isteyenlerle el ele olalım. Biz, doğruyla doğrulmadan, sefaletimiz ferasetimize yol vermez.

İmanın tepesine çıkarılmış ibadeti; doğru yerine taşıyıp, imanı takip eden bir güzellik haline getirmeliyiz. O zaman ibadet değerli olur. Yoksa imanı ahlakıyla kıymetli bir değer haline getiremeyiz. Çünkü dinimizde ibadet vardır ama “İbadet Dini” diye bir din, bizim dinimiz değildir! Din, en önce akletmeyi emreder. Faaliyetlerimizin idrakle, idrakin de doğru bilgiyle bütünleşmesini gerektirir. İdrak ise; bilgiyle başlayan, fikrî bir zenginliğe ulaştıran, çabayla ziyadeleşen ferdi aydınlıktır. İdrak olmadan şuur oluşup gelişemez. İnsan eksik kalır. Bununla beraber insan, imanıyla 



Bu yazı 1561 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • SAYI 113
    SAYI 113
  • Sayı 112
    Sayı 112
  • SAYI 111
    SAYI 111
  • Sayı 110
    Sayı 110
  • Sayı 109
    Sayı 109
  • SAYI 108
    SAYI 108
  1. SAYI 113
  2. Sayı 112
  3. SAYI 111
  4. Sayı 110
  5. Sayı 109
  6. SAYI 108
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • ASKİ
    ASKİ
  • 15 TEMMUZ
    15 TEMMUZ
  • HABER VİDEOLARI
    HABER VİDEOLARI
  1. ASKİ
  2. 15 TEMMUZ
  3. HABER VİDEOLARI
VİDEO GALERİ
YUKARI